Viyolonsel, tanbur ve klasik kemençe

Viyolonsel, tanbur ve klasik kemençe

HÜLYA ÇAM

SAVT ekibi, A Corner in the World/ Dünyada Bir Köşe x bomontiada Alt kapsamında ‘Otantik’ ve ‘Hafıza ve Değişim’ adlı performanslarıyla 6 ve 27 Ağustos’ta dinleyiciyle buluştu. Bu ‘performanslar öncesi Bomontiada’da buluştuğumuz Canfeza Gündüz, Zeynep Ayşe Hatipoğlu ve Merve Salgar ile bir sohbet gerçekleştirdik.

»Öncelikle SAVT ne demek?
M.Salgar:
SAVT Arapça, ‘Ses, seda’ anlamına geliyor. Aynı zamanda bir müzik formu. İçerdiği anlamlar ve telaffuzunun kulağa hoş gelmesi tercih nedeni oldu.
Z.A.Hatipoğlu: İsim ararken en çok SAVT’ı kendimize yakın bulduk. Aynı zamanda yaptığımız müzikle de bağlantısı var.

»Nasıl bir araya geldiniz?
C.Gündüz: İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndan tanışıyoruz. Ama ilk kez Cevdet Erek’in ‘brmOtopark’ projesinde bir araya geldik. Birçok müzisyenle doğaçlama müzik yaptık. Bir araya geldiğimizde güzel şeyler çıktı ve bir müzik grubu kurmaya karar verdik.

»Albümden bahseder misiniz?
Z.A.Hatipoğlu:
Birlikte çalarken, besteler yapıp temalar yaratarak onlar üzerinden doğaçlamayı denedik. Aynı zamanda bolca da kayıt aldık. Bir süre sonra kayıtlarımızı daha da keyifle dinlemeye başladık. Bu sebeple de bir hikâyesi olan, baştan sona bir akış yakalamayı hedeflediğimiz bir albüm kaydına girmek istedik. Bunun yanı sıra çevremizde genç besteciler var. Gizem Alever’in daha önce seslendirilen klasik kemençe, tanbur ve viyolonsel için bestelediği L’Amen adlı bir eserini kaydettik. Daha sonra da Hasan Barış Gemici’den bizim için bir eser yazmasını istedik, kendisi kısa zamanda keyifle çaldığımız bir eser yazdı bizim için. Şu an albümümüzün sadece kayıtları yapıldı bundan sonraki aşama yine epey heyecan verici.

»‘Hafıza ve Değişim’ performansı ne mesaj içeriyor?
M.Salgar:
Yüzyıllardır bu coğrafyada varlığını sürdüren geleneksel Osmanlı/Türk müziği. İcra ettiğimiz enstrümanlar bu müziğin olmazsa olmazları. Dolayısıyla bu müzik geleneğinin hafızasından besleniyoruz. Aynı zamanda ‘geleneği olduğu gibi muhafaza etme’ durumuyla da çelişiyoruz. Geleneği değişime uğratmaya, enstrümanlarımıza yüklenen icra biçimlerinin sınırlarını zorlamaya çalışıyoruz.

Z.A.Hatipoğlu: Bu performansımızda kaynağını göremediğimiz elektronik sesler eşlik edecek. Kerem Ergener’le yaptığımız provalarda bazı kısımları planlı, bazı kısımları doğaçlama akacak bir konser hazırladık. Performansta kaynağını göremediğimiz seslerle çıkacak duyumu birlikte deneyimleyeceğiz.

»Geleneksel sanat deneyimlerinden yeni ve farklı olana yönelme var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
C.Gündüz
: Dünyada böyle bir değişim var. Biz makam müziğimizi klasik olarak adlandırıyoruz, Avrupa’da da Avrupa müziği var. Ama artık insanlar yeni arayışların, oluşumların, birlikteliklerin nasıl duyulabileceği ile ilgili merak içindeler. Biz de öyleyiz. Bu gelenekle büyüdük ama çağdaş müziğin içinde doğaçlamalarla da çok farklı tınılar yakalanıyor.

Z.A.Hatipoğlu: Müzik tarihi boyunca yeni arayışlar hep vardı. Şu an yaptığımız akustik enstrümanlarla elektronik seslerin buluşması ilk kez denenmiyor. Günümüzde Türk müziği enstrümanlarıyla çok fazla denenmemiş olabilir ama biz bu tarz birlikteliklere açığız. Beraber hem klasik makam müziği eserleri icra ediyoruz hem yeni müzikleri çalıyoruz. Aynı zamanda geleneksel doğaçlamalar yapıyoruz. Bir yandan da doğaçlamalarımızda Türk müziği enstrümanlarında fazla kullanılmayan teknikler kullanıyoruz.

»Nasıl bir kitleye sesleniyorsunuz veya seslenmek istiyorsunuz?
Z.A.Hatipoğlu
: Çağdaş müzik takipçilerine, yeni sesler duymaya meraklı dinleyicilere hitap ediyoruz. Bu üç enstrümanın tınısını daha çok duymak isteyen dinleyicileri de bazen mutlu ediyoruz.

M.Salgar: Doğaçlama müzik popüler müzik dinlemek gibi değil, dinleyiciyi zorluyor. Yeni sesler duymaya meraklı, müziği bir kalıba koyup sınıflandırmaya çalışmayan dinleyicilere hitap ediyoruz.

»Yeni projeler var mı?
Z.A.Hatipoğlu:
Albümümüzü tamamladıktan sonra, Merve de Avrupa’da yaşadığı için çeşitli festivallere, konserlere gideceğiz. Ayrıca enstrümanlarımız için yapılan besteleri, yeni müzikleri çalmaya da açığız. Doğaçlamalarımızın yanı sıra kendi bestelerimize de yoğunlaşmak istiyoruz. Bu şekilde nereye gideceğini hep birlikte göreceğiz.

H.B.Gemici: Tanbur, klasik kemençe ve viyolonsel için yazılmış ilk müzik sanıyorum Gizem’in “L’amen” isimli müziğiydi. Daha önce bu enstrümanlara bir müzik yazmadığım için “L’amen” benim için yol gösterici oldu. Ayşe bana bir müzik yazma teklifiyle gelince kabul ettim ve doğaçlama kayıtlarını dinledim. Yazdığım müziğin ismi ‘Muamma.’ Bu enstrümanlara nasıl bir müzik yazmam gerektiğini bilememenin beni içine düşürdüğü vaziyetten dolayı bu ismi tercih ettim. Savt’la birlikte provalarda ve albüm kaydını yaparken çok keyif aldık. İlk defa bu renkte bir oda müziği topluluğu oluşturuldu ayrıca eklemek isterim ki bu üçlü zaman içerisinde kendi dinleyici kitlesini yaratacak.

G.Alever: Aynı okulun öğrencileri ve mezunlarıyız, okulun bize kazandırdığı birçok şey oldu. Makamsal müziğimizi öğrenip, bu müzik kültüründe kullanılan enstrümanlara ne şekilde müzik yazabileceğimiz üzerine çok düşündük. L’Amen, Barış’ın müziğine göre daha makamsal. Hep bu üç enstrüman için bir ağıt yazmak istemiştim ve bu ilk olarak 2016’da Genç Besteciler Festivali’nde seslendirildi. Şimdi de L’Amen’in SAVT tarafından seslendirilmesinden çok memnunum.

68 izlenme

Yorum Yapın