15 Temmuz’da aslında ne oldu?

15 Temmuz’da aslında ne oldu?

FETÖ'nün siyasi ayağı ne oldu? FETÖ’nün siyasi ayağı ne oldu?

15 Temmuz 2016 günü saat 21.30’da önce sosyal medyadan yayılmaya başlayan haberler, İstanbul’da köprü üzerindeki askerlerin televizyon ekranlarına yansıyan görüntüleri, kışlalardan çıkan askeri araçlar ve kentlerin üzerinden uçmaya başlayan jetler, ardından büyük patlamalar…

“Savaş çıktı”, “Kimyasal saldırıya uğradık” yorumları arasında önce tereddütle dillendirilen “Darbe mi oluyor?” soruları, Başbakan Binali Yıldırım’ın saat 23.05’de NTV canlı yayınına çıkarak “Askerin içerisinde bir grup, kalkışma teşebbüsünde” açıklaması ile yanıtını buldu.

15-temmuz-da-aslinda-ne-oldu-320525-1.Erdoğan’dan çağrı: Sokağa çıkın
Ankara’da havadan Genelkurmay Başkanlığı, TBMM, Gölbaşı Özel Harekât Dairesi Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü ağır silahlar ve bombalarla vurulurken, Marmaris’te tatilde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel muhabirlere yaptığı açıklama ile halkı sokaklara çıkmaya çağırdı. Ülke geneline duyurulamayan bu açıklamanın ardından CNN Türk canlı yayınına bağlanan Erdoğan çağrısını yineledi.

Erdoğan’ın darbe girişimine karşı halkı sokaklara çağıran açıklamasının ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın rehin alındığı duyuldu. Ankara ve İstanbul’da yaşanan çatışmalarda, aralarında asker ve polislerin de bulunduğu 249 yurttaş yaşamını yitirdi, 2 bin 301 yurttaş yaralandı, 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan uzun gecede yaşanan kâbus, darbenin komuta merkezi olduğu söylenen Akıncı Üssü’nün vurulmasıyla bastırıldı.

Ve OHAL dönemi
Bastırılan 15 Temmuz Darbe Girişimi, Erdoğan’ın sabaha karşı İstanbul Atatürk Havaalanı’nda yaptığı açıklamada “Allah’ın büyük lütfu” olarak tanımlanması ile başka bir boyuta geçti. 20 Temmuz’da OHAL ile taçlandırılacak bu süreç, Türkiye’yi çok uzun yıllardır yaşadığı sıkıntılara yenilerinin eklendiği başka bir yörüngeye oturttu. Hukuksuzluklar sıradan bir hal aldı.

“FETÖ’cüler” diye başlayan gözaltı, tutuklama, meslekten men gibi önlemler, kısa süre içerisinde bu örgütle hiçbir bağlantısı olamayacak kesimlerine doğru yayıldı.

OHAL ilan eden AKP, birbiri ardına yayımladığı kanun hükmündeki kararnamelerle, darbecilerle mücadeleden çok iktidarını tahkim edecek adımlar attı. Ülke, korkunun ve baskının hâkim olduğu; şiddet, işkence ve kayıpların sıklıkla konuşulduğu bir coğrafyaya dönüştürüldü. 15 Temmuz “lütfu” ile yürütülen karşı darbe bir demokrasi mücadelesi gibi sunuldu.

AKP-Cemaat koalisyonunun ürünü
Yaklaşık 12 yıllık AKP-Cemaat birlikteliğinden ortaya çıkan iktidar ve suç ortaklığı sürecinin her aşaması toplumun gözü önünde gerçekleşti. 12 Eylül 2010 Referandumu’nda zirve yapan suç birlikteliğinin ülkeyi 15 Temmuz’daki darbe sürecine götürdüğü neredeyse inkâr edilemez bir gerçek.

TSK içerisinde darbeyi organize eden cemaat mensubu subayların neredeyse tamamı kumpas davalarıyla önemli noktalara yerleştirildi. Tüm bu atamalarda, dönemin başbakanı ve bakanların bilgisi ile birlikte imzası var. Dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanına yapılan tüm uyarılara rağmen adım atılmadı.

Altı çizilmesi gereken bir başka konu da, darbeye karışan birçok subayın Orgeneral Hulusi Akar’ın Genel Kurmaylığı ya da YAŞ üyeliği döneminde terfi ettirilmiş olması. Akar’ın bu görevlerde bulunduğu 2014 ve 2015 yıllarında terfi ettirilen generallerin yüzde 65’i, 15 Temmuz sonrası ya ihraç edildi ya da emekliliğe sevk edildi.

15-temmuz-da-aslinda-ne-oldu-320526-1.

Bu terfilerde kimlerin etkili olduğu bugün bile açığa çıkarılmış durumda değil.

Üstelik terfi eden bu isimlerin bir kısmına dair MİT’in YAŞ öncesi rapor sunduğu, hatta bazıları ile ilgili çeşitli soruşturmaların ve savcılık soruşturmasının olduğu biliniyor. Buna rağmen TSK’de en kilit noktalara getirilmeleri, dönemin YAŞ toplantılarına ilişkin aydınlatılamayan birçok soruyu da beraberinde getiriyor.

12 yıl aynı menzilde
Hükümet yetkililerinin kendi ağzından söyledikleri gibi Cemaat, AKP döneminde neredeyse yüz kat büyüdü. Üstelik Cemaat’in sadece yurt içinde değil, yurt dışında da güçlenmesini kolaylaştırmak için tüm devlet olanakları seferber edildi.

Bu dönem içerisinde çok sayıda kurum tarafından Cemaat’le ilgili sayısız rapor hazırlandı ve işin vahameti konusunda iktidar bilgilendirildi. Hatta 2004 yılı Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) hükümete tavsiye kararı olarak da kayıtlara geçti. MGK kararına rağmen Cemaat’e dair hiçbir somut adım atılmazken, Cemaat büyük atılımını bu tarihten sonra gerçekleştirdi.

Üst akıl kim?
Darbe girişiminin hemen ardından AKP yetkilileri tarafından yapılan her açıklamada, darbeyi yöneten üst akıl ve uluslararası bağlantıların varlığından bahsedildi. MİT tarafından yapılan değerlendirmelerde de bu açıklamalar desteklendi. Cemaat’in uluslararası istihbarat örgütleri ile ilişkisi olduğu vurgusu, MİT’in tüm açıklamalarında yer buldu. Erdoğan, AKP iktidarı ve MİT tarafından yapılan tüm bu açıklamalara rağmen bugüne kadar somut olarak bir ülke adı veya o ülkenin istihbarat örgütü dillendirilmedi.

Yorum Yapın